Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

17 Nisan 2012 Salı

FİLM ÖNERİLERİ (OCAK-ŞUBAT-MART 2012)

Mütevazı öneri listeleri başlığı altında başlattığım seriye bu kez de yılın ilk üç ayında izlediğim filmlerden yaptığım bir seçmeyle devam ediyorum.

Aşağıda listelediğim filmler, yaklaşık doksan film arasından yaptığım öznel bir seçkidir.
Filmleri beğeni sırama göre değil, izleme sırama göre listeliyorum:



1.)Lord Of War (2005)

Y:Andrew Niccol


Geçtiğimiz yıl, In Time ile gündemde olan Andrew Niccol'ün bilim kurgu dışındaki bu son derece başarılı filmi silah ticaretine odaklanıyor. Silah tüccarlarının acımasızlığını ve Dünya'da karıştırdıkları haltları çok güzel bir şekilde anlatıyor.
Nicholas Cage ise her zamanki gibi son derece başarılı.



2.)Das Schloß (Tha Castle, Şato)(1997)

Y: Michael Haneke


Haneke'nin Kafka'nın tamamlayamadan öldüğü romanından yaptığı uyarlama neredeyse kitabı birebir takip ediyor ve onun da bittiği yerde bitiyor. Müthiş bir Avusturya kışının hakim olduğu koşullarda çekilmiş filmdeki oyunculuklarda çok çok iyi.



3.)Sound of Noise (2010)

Y: O. Simmonsson, J. S. Nilsson


Kuzey Avrupa estetiğiyle çekilmiş İsveç Fransa ortak yapımı bu film yalnızca müzikleri için bile izlenmeye değer. İnsan bedenini ya da şehirdeki her hangi bir noktayı enstrüman olarak kullanan bir grup anarşist davulcunun maceraları ve onları kovalayan bir polis.



4.)Tinker Tailor Soldier Spy (2011)

Y: Tomas Alfredson


İki saati aşkın süresiyle seyirciyi oldukça zorlayan kapalı bir film, Tinker Tailor Soldier Spy. Filmi izlemeden önce gazetelerde çıkan yazılardan İngiliz İstihbarat argosuyla ilgili bir ön çalışma yapmak şart gibi görünüyor. Aslında en doğrusu filmin çekildiği John Le Carre'nin yazdığı kitabı okumak gibi görünüyor.
Bu arada filmde İstanbul'un da önemli bir yer tuttuğunu da belirtmekte yarar var.



5.)Waiting for Godot (2001)

Michael Lindsay-Hogg


Bu film aslında Beckett'in tüm oyunlarının filmleştirildiği ve uzunluğu beş altı saati bulan bir toplamın içinde yer alıyordu.
Tiyatroyla ve Beckett'le ilgilenen herkesin mutlaka duyduğu bu oyunu sahnede izleme şansınız yoksa benim gibi, (çok iyi tiyatrocuların oynadığı ve İngiliz dilinde çekilen)bu filmle idare edeceksiniz.



6.)2 Days in Paris (2007)

Y: Julie Delpy


Kendisini Fransa'nın Gülse Birsel'i olarak nitelersem yanlış olmaz sanırım. Film, Amerikalı sevgilisiyle Paris'e aile ziyaretine gelen bir kadının yaşadıkları üstüne kurulmuş.
Bu arada, 2012'de Julie Delpy'nin iki filmi daha vizyona girdi. Bu filmlerden bir tanesi de 2 Days in Paris'in devamı niteliğinde.



7.)Jodaeiye Nader az Simin (A Separation, Bir Ayrılık) (2011)







8.)Darbareye Elly (About Elly, Elly Hakkında) (2009)


Y: Asghar Farhadi

Eğer İranlı bir yönetmen Amerika'dan Oscar ödülü alabiliyorsa o film gerçekten çok iyi olmalıdır.
Farhadi benim için bu yılın önemli keşiflerinden birisi oldu. Yukarıda isimlerini yazdığım her iki film de oldukça basit konular etrafında gelişen senaryolara sahipler. Ama Farhadi bu basit konulardan yola çıkarak seyirciyi diken üstünde tutan filmlere imza atabilmiş.




9.)Once (2006)

Y:John Carney


Sıradan bir aşk hikayesiymiş gibi başlayıp ilerledikçe açılan son derece güzel bir film.
Filmin müziklerini de ayrıca edinip bol bol dinlemek lazım.



10.)Take Shelter (2011)

Y: Jeff Nichols


Oscar tarihine Michael Shannon'un hakkının yendiği film olarak geçecek bu film seyirciyi paronayanın sınırlarına getiriyor ve orada bırakıyor.



11.)Intouchables (2011)

Y: O. Nakache, E. Toledano


Son Yıllarda izlerken en çok eğlendiğim film diyebilirim.
Geçirdiği bir kazadan sonra boynundan aşağısı felç olan bir aristokratla onun yanında çalışmaya başlayan bir sokak serserisinin hikâyesi.
Filmin gerçek bir olayı anlattığını da eklemeliyim.



12.)Carnage (2011)

Y: Roman Polanski


Polanski'nin küçük burjuva dünyasına nefretini kustuğu bu film bir tiyatro oyunundan uyarlanmış.



13.)Pina (2011)

Y: Wim Wenders


Aslında sinemada üç boyutlu olarak izlenmesi gereken bir belgesel. Alman modern dans sanatçısı Pina Bausch'nin anlatıldığı yapımın görsel gücü inanılmaz.



14.)The Girl with the Dragon Tattoo (2011)

Y: David Fincher


Aslında Fincher'ın hatırına izlenmesi gereken bir film. Sonuçta daha önce İsveç yapımını izlemiş olanlar için yeni bir şey vaat etmiyor.



15.)Black Mirror (2011)

Y: 1. Bölüm,Otto Bathhurst

2. Bölüm,Euros Lyn

3. Bölüm, Brian Welsh


İngiliz devlet televizyonu BBC için çekilmiş üç bölümlük bir mini dizi. Sosyal medya ve insanlığın geleceği üzerine ufuk açıcı üç hikâye.



16.)Celal Tan Ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi (2011)

Y: Onur Ünlü


Onur Ünlü, fantastik mavra olarak nitelediği Polis ve Güneş'in Oğlu filmlerinden sonra daha ciddi sulara açılmış ve Beş Şehir'i çekmişti.
Celan Tan ise Ünlü'nün başta aile olmak üzere tüm kurumların çürümüşlüğüyle dalga geçtiği bir film olmuş.



17.)Entelköy Efeköy'e Karşı (2011)

Y: Yüksel Aksu


Amatör ve profesyonel oyuncuların beraberce kurardıkları çok eğlenceli bir çevreci manifesto filmi.
Aksu zaman zaman didaktik bir kurmuş olsa da mutlaka izlenmesi gerekn bir film çekmiş.



18.)Gadjo Dilo(1997)







19.)Latcho Drom(1993)

Y: Tony Gatlif


Gatlif'in bu iki filmi çingene kültürüne bir övgü niteliğinde. Gadjo Dilo, Romanya'ya giden bir Fransız'ın dönüşümünü anlatan kurmaca bir filmken, Latcho Drom ise, Çingenelerin izini Hindistan'dan başlayarak İspanya'ya kadar müzikleri üstünden süren bir belgesel.



20.)Nothing (2003)

Y: Vincenzo Natali


Vincenzo Natali, 1997 tarihli Cube filmiyle kafa açan bir işe imza atmıştı. Gerçi sonrasında Cube filmlerinin başarısız devamları yüzünden ilk filmin saygınlığına gölge düşmüştü.
Natali bu filmiyle de kafa açmaya devam etmiş. Basit bir bilim kurgu filmi çekiyormuş gibi görünse de alttan alta derin bir içeriğe sahip bir film sunuyor izleyicisine.

YAZIYA EK:

Bu yirmi filme ek olarak buraya tartışmalı da olsa beğendiğimi söyleyebileceğim üç filmi daha koymak istiyorum.



21.)Balada triste de trompeta (2010)

Y: Alex De La Iglesia


Aykırı bir İspanyol yönetmen olan Iglesia aslında basit bir aşk hikayesini bir sirk atmosferinde anlatmayı tercih etmiş. Filmde anlatılanlar bir sirk dağınıklığında anlatılmış. Olaylar bir politik sinema örneğine yakışır bir dille anlatılmaya başlanmış ancak film ilerledikçe işler bir şiddet senfonisine doğru evrilmiş.



22.)Ai no mukidashi (Love Exposure, Aşka Maruz)(2008)







23.)Tsumetai nettaigyo (Cold Fish, Soğuk Balık) (2010)

Y: Shion Sono


Yukarıdaki iki film Japon yönetmen Shion Sono'nun "Nefret Üçlemesi" adını verdiği üç filmin ilk iki filmidir. Üçlemenin son filmini henüz izleyemedim.
İlk film, dört saate yakın, ikinci filmse iki saatten biraz fazla sürüyor yani toplamda altı saatlik bir yapım var karşımızda.
Filmlerin en büyük artısı bu uzun sürelerine rağmen hiç düşmeyen bir tempoya sahip olmaları ve gerek senaryolarında gerekse de diyaloglarında bir aksamanın olmaması.
Ancak tüm bu olumlu yanlarına rağmen her iki filmde de bizim dizileri aratmayacak ölçüde bir kadın düşmalığı hakim.
Her iki filmde de kadınlar güce tapan aptal canlılar olarak resmedilmiş. Erkeklerse kadınları öldürmeye ya da becermeye çalışan güç odakları konumunda.
Bir de filmlere hakim olan duygunun nefret olduğunu eklemek de yarar görüyorum.


                                                                                               Onur ULUDOĞAN-2012

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder